15 Kasım 2013

Arsene Wenger & Yaşar Çıkmazı

Montunun cebini bulamayan Arsene Wenger gibi oldum iyice, alkolden veyahut bilimum şeylerden mütevellit değil durumum, aklınıza kötü şeyler getirmeyin hemen... Aha da aşağıdaki gibi geziyorum Allah sizi inandırsın.!







Ama anlatamıyorum, ifade edemiyorum derken Yaşar yazmış, çizmiş, oynamış.. Son durum ve uzun süredir durum bundan ibaret! Nasıl delirdiğin değil de delirmiş olma hali böyle tertemiz, sade anlatılır ancak. Yukarıdaki gibi gezip aşağıdaki gibi yaşanıyor hayat bir süredir!





Bir de bağzı şeyler çok mu acı lan??
Yoksa canım mı yanıyor benim ara sıra, çok?



Not: 2:53 de boş koltuğa 'Siktir çekme' sahnesi var ki olayı bitirmiş... Kitap yazılır üstüne acımasızca!

26 Eylül 2013

Bir Gece ya da Her Gece!

Bir varmış, hiç yokmuş;




Söylenecek çok şeyin olduğu her geceden biri, gereksiz her geceden biri mevzu ağır, rakının eşliğinde gece böyle başladı...









Güzel bitti, her gece gibi, artık gereksiz her gece gibi...



28 Haziran 2013

Kelebek Etkisi veya Kelebeğin Etkisi!

Uzun süredir yazmayı planladığım fakat çeşitli sebeplerden dolayı ertelediğim şeyleri yazmayacağım, baştan söyleyeyim. Mevzu farklı; gündelik hayatın telaşındayken farkında olmadığımız, küçük ama bazen büyük şeylere yol açan, güzel ve keyifli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan ufak olaylar. Birazdan bu cümleyi açınca, söylemek istediğimi daha net anlatabileceğim... Buyrun başlayalım!

İnsanlar değişiyor, olaylar değişiyor, yaşanmışlıklar, zaman hiç yerinde durmuyor zaten. Hayatın gerçeği olarak karşımıza dikiliveriyor. Zaman giriyor lan araya, zaman! Ve içinde barındırdığı acı-tatlı bir dolu şey. Bazı şeylerin önüne geçilmiyor, müdahale edip değiştirme şansın olmuyor. Kabulleniyorsun.. İşte o zaman ya arkanda bırakıyorsun bir daha dönüp asla bakmamacasına ya da takıp koluna yürüyorsun beraber. Nereye gidersen seninle geliyor her ne yaşanmıssa. Ama ne oluyor sonunda, alışıyorsun! Sınırlarını zorluyorsun, beynin patlayacakmış gibi oluyor, görüntüler flulaşıyor, nefesin kesiliyor ama alışıyorsun! Ölümlere de alışıyorsun, ayrılıklara da.. Sevinçlere de alışıyorsun mutluluklara da. İşte o zaman hiçbir şey seni eskisi kadar ne üzebiliyor, ne de heyecanlandırabiliyor. Alışmanın, kabullenmenin diyetini ödüyorsun bir anlamda.

Araya zaman, insanlar, olaylar girmişken; bütün kötülükleri bir yana koyup, içinde bulunduğun zaman diliminde, beklenti olmaksızın sadece paylaşıyorsan, -bazı şeyleri bıraktığın yerde- paylaşarak arttırıyorsan ve de azaltıyorsan, hayatı da orada yakalıyorsun işte. Çünkü yanındaki kişi şu an senin hayatında hiçbir sıfat taşımıyor olsa bile işin aslı; seni hücrelerine, ciğerine kadar bilen (gidemediğin-gelemediğin, gidemeyen-gelemeyen) gerçek bir dost!

Eskilerden esintilerle dolu, sıcak ama bunaltmayan, keyifli ve gayet esmer bir Ankara gecesinde üç-beş ağacın eşliğinde (mesele ağaç değil kardeşim!) yapılan bir dost muhabbeti. Havadan sudan kaynatarak, gecenin ve zamanın ruhuna uygun bir şekilde ilerleyen muhabbet, demini aldı ve mevzu işler-güçlere geldi-kilitlendi. Ki zamanında en büyük sıkıntımızdı ama araya zaman girmişti ve çoğu şeyde yolundaydı artık. İşte tam da bunlardan konuşurken arabanın camından içeri giren bir kelebek burnuma çarptı ve geri dışarı çıktı. A-ha da sana kelebek etkisi... Yok la yok bu öyle bişey değil, dur dur heyecanlanma hemen :)) Kelebeğin etkisiyle muhabbet iyice harlandı, geyikler kahkahalar fakat işin bir yere bağlanacağı belliydi...

Önce bir bakalım mı neymiş bu Kelebek Etkisi? Kısaca, küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Kaos Teorisi adı da verilen bu olay, küçük şeylerin büyük sonuçlar doğurabileceği üzerine kurulmuş. Dedik ya işte "Mesele üç-beş ağaç değil" diye.. Neyse mesajıda verdik, devam edelim. Kelebeğin etkisiyle ve basit bir şekilde kendiliğinden gelişen geyik; çok güzel cümleler, mesajlar eşliğinde öyle acaip bir yere bağlandı ki; gözdeki perde kalktı, kafada bir şimşek çaktı ortalık bir anda aydınlandı... Küçük bir kelebekle başlayıp, potansiyelinin farkında olma, elindeki imkanlara konsantre olarak ve kullanarak geliştirme, sabır, parçalara ayrılarak dikkatini dağıtmama, adım adım ilerleme bağlamında dönen muhabbet, bir insanın hayatın bir kısmına bakışını önemli ölçüde değiştirdi. Yani küçük birşey büyük bir beyin devrimine sebep oldu. İlerleyen süreçte kaos çıkar mı, teori gerçekleşir mi bilemem :)) Ama şimdilik durum bu. Zihnim açıldı, uzun süredir yapmadığım birşeyi yapıyorum sonuçta; yazıyorum! İlginç bir çelişki oldu ama zamanında; farklı, anlaşılabilir ve çok da haklı bir şekilde karşı çıktığın 'yazmak' mevzusunda belki de hayatının cümlesini kurdun; "Elindeki potansiyeli değerlendir, kendi hikayeni, kendi sitende yaz, yarat'"... Şu anda yaptığım şey sayende! Sende kendi potansiyelinin farkına var! Bak ufak bir dokunuşla neleri değiştirdin ;) Son olarak bazen bende çok şaşırıyorum nasıl böyle mantıklı cümleler kurduğuna :))

İşte kelebeğin etkisi bu şekilde oldu. Güzel sonuçlar doğurdu... Geçmişten esen, geceyi ve hayatı ferahlatan bir rüzgar oldun, sıkıntıları ve kasveti dağıtan.. Teşekkürler.. Dün dinleyemediğin şarkıyı da a-ha koyuyorum aşağıya bunu hakettin bence...

Sevgili ve saygıdeğer okuyucularım (var mısınız bilmiyorum ama ben varmışsınız gibi davranıyorum :))) Sizlerle daha sık görüşeceğiz gibi, hadi bakalım ben kaçar...

Eyvallah...







Unutmadan şunları da ekleyim hazır dönmüşken, gerisi de umurumda değil bana ne amk. ;)

İki ay önce; 







Bir ay önce;



Bu ay; 





Haydi bakalım bu kadar, dağılın şimdi, ilerde görüşeceğiz... ;)


11 Mayıs 2013

Mevlana'dan...


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
ışığı gördüm, korktum.
ağladım.
zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
karanlığı gördüm, korktum.
gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
ağladım.
yaşamayı öğrendim.
doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
zamanı öğrendim.
yarıştım onunla…
zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
insanı öğrendim.
sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
sevmeyi öğrendim.
sonra güvenmeyi…
sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
insan tenini öğrendim.
sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
evreni öğrendim.
sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
gerektiğini öğrendim.
ekmeği öğrendim.
sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
okumayı öğrendim.
kendime yazıyı öğrettim sonra…
ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
gitmeyi öğrendim.
sonra dayanamayıp dönmeyi…
daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
düşünmeyi öğrendim.
sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
namusun önemini öğrendim evde…
sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
gerçeği öğrendim bir gün…
ve gerçeğin acı olduğunu…
sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
ben ne kalbimle nede aklımla severim.
olur ya …
kalp durur …
akıl unutur …
ben ruhumla severim.
o ne durur, ne de unutur…

21 Şubat 2013

Efsane Replikler 1

Buyrun efenim, üç adet, iyi seyirler...

"Arap sen içme..."



Deli Kadir




Şakir İş Başında



12 Şubat 2013

End Of Days!


Uyumayanlar da var, izleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sözlerin dışında, şarkı genel olarak da gayet başarılı ;)





End Of Days 




Sigaranın Pabucunu Dama Atan Ürün Elektronik Sigara

Sigarayı bırakın sağlıklı bir hayata adım atın. Her yıl binlerce insan Sigara yüzünden ya hayatını kaybediyor ya da çeşitli hastalıklar ile boğuşmak zorunda kalıyor. Şimdi size sayfalar dolusu Sigara ve Zararları noktasında dil dökmek isterdim ama zaten bunu hepimiz biliyoruz. O sebeple de direkt olarak Sigara Sorununu kökten çözecek bir ürüne geçmek istiyorum. Elektronik Sigara adı verilen ürün yıllardır hem Türkiye hem de Dünya ülkeleri tarafından kullanılan bir üründür. Tamamen alışkanlıklar sebebiyle Sigara kullanımına devam edenler için önerilen bu ürün elektronik bir üründür ve tütün ürünleri ile kıyaslanamayacak kadar zararsızdır. E Sigara sistemi özellikle Dudak Tiryakisi ve Nikotin Bağımlılarını sigaradan kesinlikle uzak tutabilecek bir üründür. Hem kendi sağlığınızı hem çevrenizdeki sevdiklerinizin sağlıklarını korumak hem de maddi açıdan kişi üzerine büyük külfet yükleyen bu sigarayı bırakma zamanı geldi. Siz de eğer sigaradan muzdaribim ama bırakamıyorum diyorsanız o zaman ucuz elektronik sigara teknolojisini bir deneyin. Hem sağlığınızı hem çevrenizi hem de cebinizi koruyun. Size sanki sigara içiyormuş gibi psikolojik bir rahatlama veren bu ürünlere kolaylıkla ulaşabilir ve kullanabilirsiniz.

10 Şubat 2013

Türkiye'deki Mason Sembolleri ve İlluminati İzleri 1

Bu işlere ilgi duymaya başladıktan ve bir nebze bilgi sahibi olduktan sonra herkesin başına gelen şey; sağda solda göz, üçgen vb. semboller aramaktır. Psikopata bağlayıp, yer yer şizofren tepkiler vermeye başlayanlar, her baktığı yerde semboller görenler, İlluminati ile kuantumu birlikte araştırıp deliren adamlar bile tanıdım... Valla lan! Sarıyer'de tanışmıştım birisiyle. Kuantuma sarmış, yanına bir de bu işleri ekleyince aklından vazgeçmiş. Gerçi deliren gerçekten o mu, yoksa bizler mi diye hala düşünürüm! Aklını bir köşeye bırakmış, kendisine gösterilen, öğretilen, anlatılan herşeye köle bir ruhla bağlanmış, sorgusuz-sualsiz inanmış olan bizler mi?





What is matrix ulan?

Neyse, sen sakin ol, bir süre sonra hepsi geçiyor ve taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. Doğru kaynaklardan araştırarak edindiğin, kendi zeka süzgecinden geçirdiğin her bilgi seni doğruya ulaştıran bir kilometre taşı oluyor. O yüzden her gördüğüne inanma, sorgula, arka planını araştır. İstersen daha açık ve suratına söyleyim; Sistem Seni Kandırıyor! Gereksiz dizilerle, kredi kartlarıyla, kredilerle elini kolunu bağladıkları ve beynini esir aldıkları toplumların kodlarıyla istedikleri gibi oynayıp, ruhlarını da ele geçirmeye çalışıyorlar. Benim demem o ki; ruhuna, vicdanına ve insanlığına sahip çık! Yeme bunları artık ve onların istediği gibi tek gözle değil, Allah'ın sana bahşettiği vicdan gözüyle bak ki etrafına, oyunu bozabilesin!..

Bu konularla alakalı binlerce sayfa okuduktan, yüzlerce video izledikten ve gayette manyakça araştırmalar yaptıktan sonra bizim de söyleyecek birşeylerimiz var elbette. Yoksa ne bok yemeye açtık burayı amk? Bu yazıda uzun süredir aklımda olup da bir türlü fırsat bulamadığım, deccalin tek gözünün, masonların piramitinin vb. sembollerin hayatımızın nerelerine kadar sokulmuş olduğuyla ilgili birkaç örnek vereceğim. Artık ne kadar abarttıklarını, kendilerini saklama gereği duymadıklarını ve neleri gözlerimize soktuklarını göstereceğim.

Buyrun başlayalım...

Önce biraz bilgi verelim.

Horus: (Haru, Hor), Eski Mısır mitolojisinde gök (Güneş) tanrısıdır. Horus, şahin başlı tasvir edilir, bazı tasvirlerde firavunlar İsis'in kucağında sembolize edilmiştir. Bunun sebebi firavunların dünya üzerindeki Horus olduğuna inanılmasındandır. Firavunlar kendilerini Horus'un yeryüzündeki cisimleşmiş halleri olarak gördükleri için Horus, Antik Mısır'ın en önemli tanrılarından biridir... (Horus Wiki)

Aha da bu:





 

Horus'un Gözü: Antik Mısır tasvirlerinde ilâh Horus’un “Ay gözü” de denilen sol gözüne verilen addır. Horus’un gözünün Antik Mısır geleneğinde başlıca iki anlamda kullanıldığı belirtilir: Horus’un gözü, manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür... (Horus'un Gözü Wiki)

Gözü de bu:



Tanıdık mı geldi lan? Dur heyecanlanma,daha yani başladık. Bu sembollerin masonlar ve illuminatinin en baba sembollerinden olduğunu ve sembolizme çok fazla önem verdiklerini de hatırlatalım bilmeyenler için.

Neyse, niye anlattım bunları şimdi?

Güzide ülkemiz, tatil cenneti Türkiyemiz'de bir otel var, adı da -sıkı durun- Horus Paradise Otel! Evet la Horus işte yukarıda anlattığım şahin başlı güneş tanrısı. Bu bahsi geçen otel Antalya'da. Birkaç fotoğraf verip devam edelim.






İki sütunun arasından geçilerek girilen bu otel baştan aşağı Mısır sembolleriyle doldurulmuş. İnternet sitesine girince ise karşına çıkmayan sembol yok gibi zaten. Buyrun:



Sen inanıyor musun milyonlarca dolar gömülen bir yatırımın; isminin, cisminin planlanmadan, bilinçsizce uygulamaya geçirileceğine? Öyle birşey de yok zaten. Yani yukarıda bahsettim ya işte; kendilerini gizlemek ihtiyacı hissetmiyorlar diye, bunların da öyle bir derdi yok zaten. Açık, açık yazmışlar sitelerine Horus Efsanesi diye. Horus-Nur ilahıdır diye başlayan yazıyı 'yalnızca Mutlak Allah Bir'dir' diye bitirmişler. Saol yaa, vallah teşekkür ederiz, sen söylemesen biz bilmiyorduk. Bu neyin kafası lan? Ne alaka bir de, sen Horus'u tutup nasıl bağladın oraya? İnce ince mesajlar... Neyi neyle içiçe geçirip sunuyorlar, farkettin mi? Tek gözü görünce duracaksın, Aydınlanma Çağı, Yeni Çağ laflarını duyunca duracaksın, düşüneceksin. Öyle olmadık yerlerde ve öyle olmadık şekillerde, o kadar açık açık veriliyor ki bu mesajlar şaşar kalırsın. Mesela:


 

 

 Biz mi izliyoruz, yoksa onlar mı bizi izliyor?


Benden şimdilik bu kadar, yakında bu konuyla alakalı -hayatın içinden-gözüme çarpan birkaç detay var onları fotoğraflayıp yayınlarız belki. Siz siz olun, farkında olun! Görüşmek üzere...